Zor zamanlarda müzik dinlemek her zaman iyi gelir. Kimi zaman bir şarkı moral olur, kimi zaman da sessiz bir direnişin sesi. Sovyetler Birliği’nde 1940’ların sonundan 1970’lerin sonuna kadar işte tam olarak böyle bir şey yaşandı. Resmi olarak yasaklanan müzisyenlerin sesleri, karanlık odalarda, gizli stüdyolarda yeniden doğdu. Ama bu defa alışılmadık bir şekilde: röntgen filmlerinin üzerinde.

Evet, yanlış duymadınız. Dönemin Sovyet vatandaşları, özellikle de müziğe tutkuyla bağlı olan gençler, hastanelerden gizlice temin ettikleri röntgen filmlerinin üzerine yasaklı müzikleri kaydedip, bu “plakları” el altından satmaya başladılar. Albümler, bazen kaburga kemiklerinin gözüktüğü bir akciğer filmine, bazen kırık bir bacağın görüntüsüne yazılmış oluyordu. Bu yüzden de bu müziklere halk arasında “Kemiklerde Müzik” ya da “Kaburgada Müzik” adı verildi.
İkinci Dünya Savaşı’nın ardından dünya iki kutba bölünürken, sadece silahlar konuşmuyordu. Sovyetler Birliği ile Amerika Birleşik Devletleri arasında süren Soğuk Savaş, kültür alanına da sıçramıştı. ABD, caz müziğini bir yumuşak güç aracı olarak kullanmaya başladı. Sovyetler ise buna karşılık, Amerika’daki ırkçılıkla mücadele eden caz müzisyenlerini sahiplenerek karşı bir söylem geliştirdi.
Ancak kendi içlerinde işler bu kadar “özgürlükçü” değildi. SSCB yönetimi, ideolojilerine karşı geldiğini düşündüğü müzisyenleri yasaklamaktan çekinmedi. Bu da yeraltı müzik hareketinin fitilini ateşledi.
1946 yılında Leningrad’da (bugünkü St. Petersburg), Nevsky Prospect 75 numaralı adreste, sıradan bir ev, olağanüstü bir stüdyoya dönüştürüldü. İsmi “Zolotoy Sobaka” (Altın Köpek) olan bu ilk yeraltı ses kayıt stüdyosunun kurucusu Stanislav Filon’du. Filon, Polonya’dan kaçak yollarla getirttiği Alman yapımı Telefunken plaklara röntgen filmleri üzerinden kayıt yapabilen bir sistem geliştirmişti. İlk kaydını, küçük bir orkestra eşliğinde, Leningradlı aktris Olga Lebzak’la yaptı. Bu, sadece bir ses kaydı değil; aynı zamanda bir direnişti.
Röntgen plakları kalitesizdi, çabuk bozulurdu ama müziğe aç bir toplum için bunlar paha biçilemezdi. Dinlemek için bazen gramofonlar özel olarak ayarlanır, bazen plaklar bir gece vakti, perde çekilmiş odalarda sessizce çalınırdı.
Bu hikâye bize bir kez daha gösteriyor ki; insan ruhu baskıya karşı her zaman bir yol bulur. Ve çoğu zaman bu yol, melodilerle döşenir.
Sen de melodilere sığınmak istiyorsan, bir önceki yazımdaki Mart Ayı Müzik Keşiflerime bakabilirsin.
#KemiklerdeMüzik #XrayPlakları #SovyetMüziği #SoğukSavaştaMüzik #YeraltıKültürü #OlgaLebzak #JazzDirenişi #MüzikYasakDinlemez #ZorZamanlardaMüzik #RöntgenPlak #Müzik #MartAyıMüzikKeşiflerim




Bir Cevap Yazın