Rotterdam… Modern mimarinin kalesi, Avrupa’nın en büyük limanı, festivallerin merkezi falan diyorlar ya, ben size biraz da şehre dair gözlemlerimi aktaracağım: Bisiklet terörü, patates bağımlılığı ve şortlu Vikingler!
1. Bisiklet Terörü: İki Tekerin Diktatörlüğü

Rotterdam’da bisiklet sadece ulaşım aracı değil, hayatın efendisi. Yolda yürürken her an bir bisikletin üstüne atlaması mümkün. Yayalara ışık yok, sürücülere şans yok, öncelik hep onların. “Teröre ortak ol” diye otelde bile bisiklet kiralama seçeneği sunuyorlar. Sanki “bizimle misin, yoksa kurban mı olacaksın?” diye soruyorlar.
2. Tramvay Sesleri: Çınlama mı, Çarpılma mı?

Şehirde bir çınlama hakim. Arada bir metalik bir ses geliyor, “tramvay mı geliyor, yoksa kafamda zil mi çalıyor” diye düşünüyorsunuz. O kadar alışıyorsunuz ki, bir süre sonra kulak çınlamasını bile tramvay sanıyorsunuz. Rotterdam’da yürümek, sürekli “bir şey bana çarpacak mı?” endişesiyle yapılan bir ekstrem spor.
3. Hava Şartları: Şortlu Vikingler Ülkesi
Bir taksici “Londra’da 11 ay yağmur var, burada sadece 6 ay” diye övünüyordu. Şaka mı yapıyorsun? Yarım yıl boyunca gökten su iniyor, sen bunu pazarlama malzemesi yapıyorsun! İşin en tuhafı, bu iklime Rotterdamlılar öyle alışmış ki, güneşin “G”sini görseler montu atıp şortu giyiyorlar. Bizim için “soğuk hava” onlar için “dışarıda dondurma keyfi yapma” nedeni.
4. Burjuva Havası: Sosyete ile Minimalizm Karışımı
Rotterdam’ın modern binaları, şık kafeleri ve düzgün kaldırımları size biraz burjuva hissi veriyor. İnsanlar metroda bile derli toplu, saçlar düzgün, ceketler ütülü. Ama işin içine patates kokusu girince o zarafet bir yerden sonra “halkçı burjuvalık” oluyor.
5. Patates Medeniyeti: Nişastanın Dorukları

Rotterdam mutfağı diye bir şey var mı? Var: Patates. Adamlar patatesi sadece yemiyor, kabuğuyla birlikte götürüyorlar. Üstüne biraz sos dök, al sana akşam yemeği. Ha bir de waffle var: karamellisi, çikolatalısı, çileklisi… “Tatlı” dedikleri şey Tony’s çikolata, o da zaten şeker şurubunun başka hali.
6. Dünyanın Mutfağı: Birleşmiş Milletler Sofrası

Asıl yemek işini başka ülkeler halletmiş. Rotterdam’da Kayseri yağlaması bile buldum. The Mantı diye bir restoran var yahu! Afgan mutfağı, Hint mutfağı, İtalyan mutfağı… Ne ararsanız var. Hollandalılar sömürgecilik geçmişlerini yiyecek menüsünde de hissettirmişler: Her ülke Rotterdam’a bir aşçı atamış gibi.
7. Market Deneyimi: Migros Jet’in Uzaylı Versiyonu

Marketlerde kasiyer yok. Ürünleri kendiniz okutuyorsunuz, çıkışta fişinizi barkoda okutup kapıyı açıyorsunuz. İlk başta “burası süpermarket mi, havaalanı mı?” diye düşünüyorsunuz. Teknolojinin doruklarında bir alışveriş deneyimi. Bizim bakkaldaki veresiye defterini görseler kalp krizi geçirirler.
8. İngilizce ve Sarışınlık: İki Milli Servet

Rotterdam’da 8 yaşındaki çocuk bile sizinle İngilizce konuşmaya çalışıyor. Dil bariyeri sıfır. Ayrıca şehirde sarışınlık öyle yaygın ki, bebekten büyüğe herkes “İskandinav reklamından fırlamış gibi”. Şortlu Vikingler dedim ya, işte sebebi bu.
9. Takdir Köşesi: Medeniyetin Kokusu
Şimdi bütün bu mizah bir yana, Rotterdam’ın bazı yönleri gerçekten takdiri hak ediyor.
- Elektrikli araba kullanımı çok yaygın; şehrin havasına, doğasına değer veriyorlar.
- Toplu taşıma sistemi akıllara zarar: Tramvayda inerken binerken görevli yok; kredi kartını basıyorsun, indiğinde tekrar basıp gittiğin kadar ödüyorsun. Bizde olsa yarısı basmaz, yarısı “bozuk yok” der.
- Trafik kültürü ise apayrı: Işık olmayan yerde yola adımınızı atar atmaz arabalar duruyor. Bizde deneseniz şoför camı açıp size yol tarif ederken üstünüze basar.
Bu küçük anlar insana gerçekten “medeniyet kokusu” aldırıyor.
10. Fit İnsanlar Ülkesi
Bisiklet mi, toplu taşıma mı, yoksa ikisinin birleşimi mi bilinmez; Rotterdam’da herkes fit. Kadını, erkeği, yaşlısı, genci… Sokakta yürürken adeta “spor markası reklamı” içinde gibi hissediyorsunuz. Üstelik sadece bisikletle değil, kanallarda yapay dalga verilen alanlarda kano yapanlar, sörf tahtasıyla çalışanlar da var. Yani spor, bu şehirde günlük yaşamın içine işlemiş durumda.
11. Modern Sanat mı, Abartı mı?

Rotterdam’ın modern yüzü deyince sadece binalar değil, sanat eserleri de şehri süslüyor. Ama bazen gerçekten “fazla mı abartmışlar?” diye düşünüyorsunuz. Mesela Kübik Evler’e giden meydandaki dev ayak heykeli… İlk başta “Acaba Johan Cruyff’un ayağı mı, futbol efsanesine bir selam mı?” diye düşündüm. Ama değilmiş.
Meğer o ayaklar, Rotterdam’ın kökenlerine ve “Rotte” Nehri’ne dayanan kuruluş hikâyelerine referans veriyormuş. Yani şehrin “ilk adımları”nı simgeliyormuş. Hatta eserin adı da “Everyone is dead except us” (Herkes öldü, sadece biz kaldık). Bu ifade de geçmiş, bugün ve geleceğin kesişimini hatırlatıyormuş.
Ama kusura bakmayın da, yemişim öyle simgeyi. Sokağın ortasında koca bir alüminyum ayak görüyorsunuz. Geziyorsunuz, Kübik Evler’e doğru çıktınız yola… Pat! Karşınızda koca bir ayak. Sonra merkez istasyona geçeyim diyorsunuz pat elinde ne idüğü belirsiz bir nesne tutan bir amca heykeli.

İstasyonu görüyorsun içerisine gireceksin. Pat eli cebinde sömürge abla heykeli. Bunlar boş zamanda heykel yapmışlar bence.

Rotterdam işte böyle bir yer: Bir gün şortlu Vikinglerle bisiklet kavgası yapıyorsunuz, ertesi gün kanalda sörf yapanlara selam veriyorsunuz, sonra da kendinizi alüminyum bir ayağa bakarken buluyorsunuz. Absürtlüğün ve düzenin bu karışımı, Rotterdam’ı hem komik hem de unutulmaz yapıyor. Rotte nehrinin insanlarına selam olsun:))





Bir Cevap Yazın