GÜVEN GÜRCÜOĞLU

Geçen hafta Pazar Okumalığı’nda Coffee Rave’den bahsetmiştim. Alkolün, gece hayatının ve eğlenme biçimlerimizin değiştiği bir çağda, sabah kahvesiyle dans edilen yeni bir sosyalleşme biçimi ortaya çıkmış ben de sizlere bunu anlatmıştım. Bu hafta ise yine modern hayatın tuhaf ama çok şey anlatan başka bir köşesine bakmak istiyorum: dopamin siteleri.

Bu konuya Dr. Anna Lembke’nin Dopamin Toplumu kitabını okurken takıldım. Lembke, modern dünyanın bize sürekli “daha fazla tüket, daha fazla mutlu ol” dediğini; fakat beynimizin bu sınırsız uyarana aynı hızla uyum sağlayamadığını anlatıyor. Ona göre sorun sadece sigara, alkol ya da uyuşturucu gibi klasik bağımlılıklar değil. Bugün telefonumuza, sosyal medyaya, haberlere, oyuna, alışverişe, hatta sürekli yeni bir şey arama hâline de bağımlı hâle gelebiliyoruz. Lembke’nin kitabının tanıtımında da modern çağın “yüksek ödüllü, yüksek dopaminli” uyaranlarla dolu olduğu; alışverişin, oyunların, mesajlaşmanın ve sosyal medyanın da bu döngünün parçası hâline geldiği vurgulanıyor.

2ee3d813 8b02 494b 9658 1e56d5afd95e 768x1024

Ben de buradan yola çıkarak özellikle alışveriş bağımlılığı üzerine biraz araştırma yapmak istedim. Çünkü hepimiz az çok biliyoruz ki bazen mesele gerçekten bir şeye ihtiyaç duymak değildir. Bir ürünü görmek, karşılaştırmak, sepete eklemek, indirim kovalamak, kargo beklemek bile başlı başına bir deneyime dönüşür. Hatta kimi zaman aldığımız şey kapıya geldiğinde, onu beklerken hissettiğimiz heyecandan daha az mutlu oluruz.

İşte tam burada karşıma Güney Kore’de yaygınlaşmaya başlayan “dopamin siteleri” çıktı.

Bunlar ilk bakışta biraz şaka gibi duruyor. Gerçek bir alışveriş sitesi ya da yemek siparişi uygulaması gibi tasarlanıyorlar. Menüleri geziyorsunuz, ürünleri ya da yemekleri sepete ekliyorsunuz, sipariş veriyormuş gibi yapıyorsunuz. Bazı örneklerde teslimat süresi, yıldız puanları, yorumlar ve uygulama hissini güçlendiren detaylar da var. Ama en sonunda ortada gerçek bir ödeme, gerçek bir sipariş, gerçek bir kurye yok. The Korea Times’ın haberine göre Güney Kore’deki genç kullanıcılar bu tarz siteleri özellikle kısa süreli rahatlama ve stres azaltma amacıyla kullanıyor; bir kullanıcı, gece yemek siparişi vermemek için bu sahte sipariş deneyimine girdiğini ve bunun kendisine “sanki gerçekten sipariş vermiş” hissi verdiğini söylüyor.

Img 7908 1024x536

Aslında bu çok ilginç bir şey söylüyor bize. Modern tüketim kültüründe bizi asıl çeken şey her zaman ürünün kendisi değil. Bazen ihtimal bizi heyecanlandırıyor. Bazen satın almak değil, satın alabilecekmiş gibi hissetmek mutlu ediyor. Bazen kargonun gelmesi değil, kargonun yolda olduğunu bilmek yetiyor.

Cleveland Clinic’in perakende terapisi üzerine yayımladığı bir yazıda da alışverişin keyif verici etkisinin yalnızca ödeme anında başlamadığı; ürünlere bakma, seçenekleri hayal etme, sepete ekleme ve bekleme sürecinin de beyindeki ödül sistemini harekete geçirebildiği belirtiliyor. Yazıda özellikle “window shopping”, yani sadece bakınmak ve dolaşmak bile kişinin ruh hâlini etkileyebilir; çünkü ödül beklentisi dopamin artışı yaratabilir deniyor.

Bu yüzden “dopamin siteleri” sadece komik bir internet trendi değil. Tam tersine, çağımızın tüketimle kurduğu ilişkinin küçük ama çok açıklayıcı bir röntgeni gibi. Çünkü bu sitelerde ürün yok, ödeme yok, teslimat yok; ama his var. Daha doğrusu, alışverişin kendisi değil, alışverişin simülasyonu var.

Burada insan ister istemez şunu düşünüyor: Biz artık gerçekten ihtiyacımız olan şeyleri mi satın alıyoruz, yoksa satın alma ihtimalinin yarattığı kısa süreli rahatlamayı mı kovalıyoruz?

35080b32 205a 4bd1 A82a 2909a18213f5 1024x682

Online alışverişin bu kadar güçlü olmasının sebeplerinden biri de bu. Mağazaya gitmenize gerek yok. Bir şey denemenize gerek yok. Kasada sıra beklemenize gerek yok. Tek yapmanız gereken ekranı kaydırmak, ürüne dokunmak, sepete eklemek ve belki de hiç düşünmeden ödeme yapmak. Sosyal medya reklamları, influencer önerileri, “son 1 ürün”, “bugüne özel indirim”, “sepette ekstra fırsat” gibi ifadeler de bu döngüyü hızlandırıyor.

6a1bdddb 7cec 407e Ae1b 99f7592248d6 1 1024x684

Dr. Anna Lembke’nin “akıllı telefon modern çağın hipodermik iğnesi gibi dijital dopamini 7/24 taşıyor” benzetmesi de bu yüzden bu kadar çarpıcı. Çünkü telefon artık yalnızca iletişim aracı değil; alışveriş merkezi, kumar masası, haber akışı, flört uygulaması, oyun salonu, televizyon ve sosyal onay makinesi hâline geldi.

Alışveriş bağımlılığı ya da daha akademik adıyla kompulsif satın alma davranışı da bu noktada önem kazanıyor. Araştırmalarda kompulsif satın alma; kişinin alışveriş ve harcama düşüncelerini kontrol etmekte zorlanması, gereğinden fazla satın alma davranışı göstermesi ve bunun hayatında sıkıntı ya da işlev kaybı yaratması şeklinde tanımlanıyor.

Tabii burada önemli bir ayrım var. Her sepete ürün ekleyen, her indirim kovalayan ya da moral bozukluğunda kendine küçük bir şey alan kişi bağımlı değildir. Hatta ölçülü olduğunda alışveriş bazen keyifli, sosyal ve rahatlatıcı bir deneyim de olabilir. Cleveland Clinic’in yazısı da bunu söylüyor. Alışveriş bazen kişiye kontrol hissi, olumlu beklenti ve kısa süreli iyi oluş sağlayabilir; sorun, bunun stresle baş etmenin ana yolu hâline gelmesi ve kişinin durmakta zorlanmasıyla başlıyor.

Dopamin siteleri bu yüzden iki farklı şekilde okunabilir.

Bir yandan, gerçekten para harcamadan, gece yemek siparişi vermeden ya da gereksiz bir ürünü satın almadan dürtüyü hafifletmenin masum bir yolu gibi görünebilir. Nitekim Kore’deki bazı kullanıcılar bu siteleri “sipariş vermeden sipariş vermiş gibi hissetmek” ve geçici olarak rahatlamak için kullandıklarını söylüyor.

Img 7913 1024x506

Diğer yandan, bu siteler daha büyük bir sorunun belirtisi de olabilir. Gerçek hayatın yerine simülasyonların geçmesi. Yemek yemiyoruz ama yemek siparişi veriyormuş gibi yapıyoruz. Sigara içmiyoruz ama sanal sigara molasına çıkıyoruz. Alışveriş yapmıyoruz ama sepete ürün ekleyip ödeme ekranına kadar gidiyoruz. Yaşamak yerine, yaşamanın arayüzünde dolaşıyoruz.

Belki de çağımızın en tuhaf cümlesi şu: “Bir şey satın almadım ama yine de alışveriş yapmış gibi hissettim.”

Bu cümle hem ekonomik hem psikolojik hem de kültürel olarak çok şey anlatıyor. Çünkü modern insan artık sadece ürün tüketmiyor; duygu tüketiyor, ihtimal tüketiyor, arayüz tüketiyor, beklenti tüketiyor. Sepete eklenen şey bazen bir ayakkabı, bir yemek, bir telefon kabı ya da bir kitap değil. Bazen yalnızca “biraz daha iyi hissederim” umudu.

Img 7910 1024x754

Peki Ne Yapacağız?

Belki ilk adım, alışveriş isteğinin gerçekten nereden geldiğini fark etmek. Şu soruyu sormak bile işe yarayabilir: “Ben şu an buna gerçekten ihtiyacım olduğu için mi bakıyorum, yoksa sıkıldığım, bunaldığım, yalnız hissettiğim ya da kendimi ödüllendirmek istediğim için mi?”

İkinci adım, sepete eklemekle satın almak arasına küçük bir mesafe koymak. Bir ürünü hemen almamak, 24 saat beklemek, istek listesine atmak, ay sonunda hâlâ isteniyorsa tekrar bakmak basit ama etkili yöntemler olabilir. Çünkü çoğu zaman dopamin, sahip olduğumuz şeyden çok, sahip olma ihtimalinde saklıdır.

Üçüncü adım ise kendimize daha gerçek ödüller bulmak. Yürüyüşe çıkmak, kahve içmek, bir dostla konuşmak, film izlemek, yazı yazmak, kitap okumak, üretmek, hareket etmek… Yani ekrandaki küçük uyarıcıların yerine, biraz daha yavaş ama daha kalıcı iyi gelen şeyler koymak.

Dopamin siteleri belki Güney Kore’de ortaya çıkan küçük bir internet trendi gibi görünüyor ama bize büyük bir soru bırakıyor:

“Tüketmediğimiz zaman da kendimizi var hissedebiliyor muyuz?”

Çünkü mesele sadece sahte alışveriş sepetleri değil. Mesele, modern insanın gerçek bir boşluğu dijital bir sepetle doldurmaya çalışması.

Belki de bugün hepimizin yapması gereken şey, sepete yeni bir şey eklemek değil; sepetten biraz çıkarmak.

Bir Cevap Yazın

Popüler

GÜVEN GÜRCÜOĞLU sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin