Geçtiğimiz hafta sonu bana son dönemde izlemem yönünde sıkça salık verilen Severance dizisini izledim. Dizi, bir solukta bitirilecek kadar sürükleyici ve sıra dışıydı. Farklı konusu ve bilim kurgu teması beni öyle etkiledi ki kendi kendime “Acaba ben de böyle ilginç bir hikaye yazabilir miyim?” diye düşündüm. İlham perileri sağ olsun, oturdum ve kalemimden daha doğrusu klavyemden dökülenleri sizinle paylaşmak istedim. İşte bu pazar okumalığında benim bu bilim kurgu denememi okuyacaksınız.
1.Aşama: Konuyu Bulma
Öncelikle hikayeye başlamadan önce bir konu belirlemem gerektiğini biliyordum. Konunun distopik ve bilim kurgu türünde olması gerekiyordu.
Peki, nasıl bir tema seçmeliydim? Aklıma fobiler geldi. Fobi, aslında hastalık derecesine ulaşmış korkulara verilen isim ve buradan bilim kurguda işlenebilecek harika malzemeler çıkabilirdi. Buradan hareketle ilginç fobiler üzerine biraz araştırma yapmaya karar verdim ve bu beni Klinomani kavramına götürdü.
Tıpta klinofili olarak da bilinen bu durum, kişinin uzun süre uyumadan yatakta kalma eğilimi olarak tanımlanıyor. Uyku ve rüyalar, bilim kurgu hikayelerinde sıkça kullanılan ve gizemli derinliklere kapı aralayan temalardan biridir. Buradan ilerleyebilirdim ve açtım bilgisayarda boş bir sayfa. Ortaya “Kleeno: Sonsuz Uykunun Ötesinde” isimli hikaye çıktı.

2.Aşama: Hikayenin Geçtiği Yer
Bilim Kurgu temelli distopik filmler genelde uzayda geçiyor ama ben o kadar komplike bir uzay bilgisine sahip olmadığım için tıpkı Severance dizisinde olduğu gibi bir merkez yaratmalıydım. Klinomani kelimesinden hareketle “Kleeno” isimli bir şirket düşündüm. Daha sonra bu şirketin bir klinik olabileceğini klinomani teşhisi ile bu kliniğe yatan insanların hikayesini yazıp bunu bilim kurgu ile süslemeye karar verdim.

3.Aşama: Karakterler
Bir hikâyenin, bir filmin ya da bir dizinin olmazsa olmazı hiç şüphesiz karakterlerdir. Bende konu ve mekandan sonra hemen karakterleri belirlemekle işe başladım. Severance ve benzeri bilimkurgu dizilerinden gözlemlediğim kadarıyla, distopik türdeki dizilerde karakter sayısı çok olmuyor. Buradan hareketle az ama öz karakterleri ortaya çıkardım.

1. Efe (28): Klinomani sendromu teşhisiyle Kleeno’ya yatan genç bir adam. Hayaller ile gerçek arasındaki sınırı kaybetmeye başlamış.
2. Lara (31): Kleeno’nun terapistlerinden biri gibi görünen, aslında şirketin gerçek amacını bilen bir çalışan.
3. Dr. Arda (45): Kleeno’nun başındaki doktor. Karizmatik ama gizemli biri. Bilinç kontrolü ve rüya manipülasyonu üzerinde çalışıyor.
4. Deniz (26): Efe’nin odasına yakın yatan başka bir hasta. Gerçekleri öğrenmiş ama kimseyi inandıramıyor.
4. Ve Son Aşama: Hikâyeleştirme
Evet konumuz belli. Konunun geçtiği mekan da belli. Karakterler de belli. O zaman geriye bunları bir araya getirip hikâyeye çevirmek kalıyor. Açtığım boş sayfada yazmaya devam ediyorum.
“Kleeno: Sonsuz Uykunun Ötesinde”
Efe, gözlerini yarı kapalı, loş bir odada açar. Tavandan gelen beyaz ışık gözlerini kamaştırır. Yanındaki beyaz yataklarda hareketsiz yatan insanlar, ona burasının sıradan bir hastane olmadığını hissettirir. Burası Kleeno’dur ve kendisine klinomani sendromu teşhisi konulmuştur.
Her sabah Lara isimli hemşire, “Uykunuzun kalitesini artıracağız,” diyerek sakinleştiriciler verir. Efe’nin günleri rüyalar ve gerçeklik arasında sıkışmış gibi geçer. Ancak rüyaları giderek tuhaflaşmaya başlar. Kimi zaman Lara’yı dev monitörlerin önünde, hastaların rüyalarını izlerken görür. Diğer hastalar ise hiç uyanmaz; hep aynı pozisyonda, kıpırdamadan yatarlar.
Bir gün, odadaki başka bir hasta olan Deniz uyanır ve Efe’ye fısıldar: “Burası bir tedavi merkezi değil. Rüyalarımızı kullanıyorlar.” Efe önce inanmaz, ama rüyaları ona gerçekleri fısıldamaya devam eder. Lara’nın monitörlerde Efe’nin çocukluk anılarını izlediğini, anılarının yapay zekâ sistemlerine aktarıldığını fark eder.
Gerçek ile rüya arasındaki çizgi silinirken Efe, kendi bedenini kontrol edemediğini anlar. Gizlice Lara’nın odasına girer ve monitörlerden birinde kendi beyninin haritasını görür: “Denek #42 – Bilinç Haritası Tamamlanıyor.” Kleeno, aslında hastalarının bilinç altını veri olarak kullanıp büyük şirketlere reklam ve yapay zekâ hizmetleri sunan bir tesistir.
Efe, Lara’yı yüzleşmeye zorlar ancak Lara’nın da bir ‘program’ olduğunu keşfeder. Gerçek dünya bir simülasyondan ibarettir. Son sahnede, Efe’nin aslında bir laboratuvar tüpünde, sanal gerçeklik kaskıyla bağlı olduğu ortaya çıkar. Dr. Arda, diğer bilim insanına döner ve soğukkanlılıkla söyler:
“Denek #42’nin bilinci, sanal evrende sıkışmış durumda. Bilinç haritalama tamamlandığında, sıradaki deneğe geçebiliriz.”
Ekran kararır ve tek bir mesaj belirir:
“Uyanmak istiyorsanız, yalnızca gözlerinizi kapatın…”
Evet… Küçük bir fragman canlanmıştı gözümde… Bu da yeterdi sanırım.

Neler Yaşadım?
Aslında yazı yazmak benim çok sevdiğim bir aktivite. Her hafta pazar okumalıklarında olsun, normal yazılarımda olsun zaten karşımdaki okuyucuya bir hikaye anlatıyorum. Bu bazen yaşadığım bir deneyim oluyor, bazen izlediğim bir dizi ya da film bazense okuduğum bir kitap. Dolayısıyla hikâye anlatmaya o kadar da yabancı değildim ama konu bilim kurgu olunca işler tamamen değişti diyebilirim.
Bu bilimkurgu temelli bir hikâye oluşturma süreci ilginç bir deneyim oldu benim için. Farklı bir dünyanın kapılarını aralamak, hayal gücümü zorlamak bana çok iyi geldi.
Severance’ın yarattığı o sıra dışı atmosferden aldığım ilhamla yazdığım bu hikayede, bilinçaltının derinliklerine dalmaya çalıştım. Bakalım sizlere de o gizemli hissiyatı verebilmiş miyim?
Sizler de hikayemi okuduktan sonra düşüncelerinizi paylaşır mısınız?
Bir sonraki Pazar Okumalığı yazımda görüşmek üzere!
#PazarOkumalıkları #SenaryoDeneyimi #Severance #BilimKurgu




Bir Cevap Yazın