
Dün gece ne zamandır okumak istediğim ama ertelediğim bir kitabı e-kitabımda görünce ve sadece 63 sayfa olduğunu fark edince daha da iştahlanarak okumaya karar verdim: Katherine Rundell’ın “Neden Çocuk Kitapları Okumalıyız? Ne Kadar Büyük ve Bilge Olursak Olalım” kitabını. Rundell, ödüllü bir çocuk edebiyatı yazarı ve bu kısa eserinde de aslında çocuk kitaplarının neden sadece çocuklara ait olmadığını anlatıyor.
Kitabı bitirdiğimde aklımda kalan en büyük şey şuydu: Ne kadar büyürsek büyüyelim, çocuk edebiyatını hayatımızdan çıkarmak büyük bir hazineden vazgeçmek gibi. Çünkü yetişkinlik, bizi sürekli “kendini optimize et” baskısına sürüklüyor. Okuduğumuz kitaplardan bile verim, başarı ya da kişisel gelişim bekliyoruz. Oysa çocuk kitapları bunun tam tersini yapıyor. Size daha üretken olmayı öğretmiyor; sadece hayal kurmayı, merak etmeyi, korkmayı, umut etmeyi yeniden hatırlatıyor.
Rundell’ın da hissettirdiği gibi çocuk kitapları lafı dolandırmadan en saf duyguları doğrudan kalbimize bırakıyor. Bir ejderhanın nefesi, konuşan bir örümcek ya da kaybolmuş bir çocuğun hikâyesi bazen yetişkin dünyasının bütün “gerçeklerinden” daha sahici olabiliyor.
Belki de bazen ihtiyacımız olan şey, dünyayı yeniden bir çocuğun gözlerinden görebilmektir.
“Çocuk kitapları benim için başka hiçbir şeyin yapamadığını yapar. Çocuk kitapları bana eskiden olduğu gibi şimdi de umudu anlatıyor. Diyorlar ki, bak, cesaret böyle bir şey. Cömertlik böyle bir şey. Çocuk kitapları bana büyücüler, aslanlar ve konuşan örümcekler aracılığıyla yaşadığımız dünyanın şakalar yapan, çalışıp didinen ve acılara katlanan insanların dünyası olduğunu anlatır. Çocuk kitapları der ki dünya kocaman bir yer. Der ki umut kıymetli. Der ki yiğitlik önemli, ince zekâ önemli, duygudaşlık önemli.”





Bir Cevap Yazın