
Bulunduğu coğrafyanın sıkıntılarını bizzat yaşamış ve bunu bizzat aktaran bir yönetmenin, yıllara yayılan cesur anlatımı; özgür kaldıktan sonra yaptığı ilk filminde de devam ediyor.
Panahi’nin The Mirror ve Offside gibi filmlerdeki başarısı, son yıllarda ortaya koyduğu No Bears ve Three Faces (3 Faces) ile biraz düşüşe geçmiş olsa da; yaptığı her iş her zaman takdire şayan.

It Was Just An Accident ne The Mirror kadar bir şaheser, ne de No Bears kadar düşük bir film. Buna karşın sinematografik açıdan uğraşılmış, niyeti ve meselesi net bir iş.
Film “kaza filmi” temasıyla başlıyor; hikâye bir yerlere gidiyor ama izleyiciyi gerçekten heyecan verici bir durağa götürmüyor. Derdi olan bir film; konusu itibarıyla bu derdi yansıtıyor. Diyaloglar meseleyi izleyiciye aktarıyor ancak yer yer zayıf kalıyor.

Yıllar sonra kendisine işkence eden işkenceciyle karşılaşan bir adamın, aynı mağduriyeti yaşamış kişilerle bir araya gelerek intikam fikri etrafında şekillenen hikâye; Panahi sinemasına özgü etik gerilimleri barındırıyor. Jafar Panahi yaratıcılığına her zaman şapka çıkardığım bir isim. Bu filmde de özellikle ilk yarım saatte izleyiciyi ekrana kilitlemeyi başarıyor; fakat yan karakterler devreye girdikçe artan diyaloglar, o etkileyici yarım saati bir miktar gölgede bırakıyor.

Yine de yaşadığı coğrafyanın sıkıntılarını basit ama güçlü metaforlarla anlatan hikâyeleriyle, Panahi; ne yaparsa yapsın izlemek isteyeceğimiz nadir yönetmenlerden biri.






Bir Cevap Yazın