Son dönemde sosyal medyada yaşanan tartışmalar, tekil olaylar gibi görünse de aynı sorunun etrafında dönüyor:
Tüketim ne zaman bir ihtiyaç olmaktan çıkıp bir ayrışma ve üstünlük aracına dönüştü?
Kalamış’taki Bedri Usta şubesinde paylaşılan bir adisyon, TikTok’ta “muadil parfüm” üzerinden kurulan aşağılayıcı dil ve Emin Çapa’nın yıllar önce dile getirdiği “kahve metaforu”, bu sorunun bugün ne kadar yakıcı olduğunu gösteriyor.
Bu yazı, güncel örnekleri davranışsal iktisat, sosyoloji ve tüketim teorileri ışığında ele alıyor; Zygmunt Bauman ve Jean Baudrillard’ın kavramsal çerçevesiyle birlikte, kültürel bir karşılaştırma olarak Norveç örneğini de masaya yatırıyor.
Bir Adisyonun Ardından Patlayan Tartışma
Yemek ve kuver 3.600 TL, vale 400 TL. Alkolsüz bir mekân için “fazla” bulunduğu söylenen bu tutar, kısa sürede fiyat tartışmasının ötesine geçti. Mekân sahibiyle müşteri arasında yaşanan gerilim, “kimin burada bulunmaya hakkı var?”sorusunu görünür kıldı.

Bu noktada mesele artık rakamlar değil; mekânın sembolik anlamıydı.
Çünkü fiyatlar yalnızca maliyeti değil, sınırı da belirler.
“Fakirlerle Aynı Kokmak İstemiyorum”: Yeni Nesil Dışlama
TikTok’ta muadil parfümleri eleştiren bir kullanıcının kurduğu “Ben fakirlerle aynı kokmak istemiyorum” cümlesi, modern tüketim dilinin en çıplak hâllerinden biriydi. Bu bir hakaret değilmiş gibi sunuldu; ama açık bir sembolik dışlama içeriyordu.

Bugünün ayrımcılığı çoğu zaman bağırmaz.
İma eder, ayırır, uzaklaştırır.
Davranışsal İktisat ve Bir Kahve Metaforu
Emin Çapa, yıllar önce aktardığı bir anekdotta şunu söyler:
“O kahvenin fiyatı değil; o kahveyi içenlerin, o parayı veremeyenlerle aynı yerde olmak istemedikleri için ödedikleri bedel.”
Davranışsal iktisat açısından bu, rasyonel bir alışveriş değildir. İnsanlar kahveye değil; ayrışma hissine para öder. Tüketim, burada fayda değil statü sinyali üretir.

Zygmunt Bauman: Tüketici Hayat ve Toplumsal Bölünme
Zygmunt Bauman, Tüketici Hayat’ta tüketimin yalnızca bireysel bir tercih değil;
- toplumsal tabakalaşmayı,
- kimlik inşasını,
- demokrasiyle kurulan ilişkiyi
doğrudan etkileyen bir pratik olduğunu söyler.

Bauman’a göre modern birey, tükettiği ölçüde görünür, tüketemediği ölçüde siliktir. Bu nedenle pahalı bir restoran ya da “orijinal” bir ürün, yalnızca zevk değil; toplumsal kabul biletidir.
Jean Baudrillard: Nesneler Konuşur, İnsanlar Ayrışır
Jean Baudrillard, Tüketim Toplumu’nda tüketimin artık kullanım değil gösterge değeri üzerinden işlediğini söyler.
- Kahve kahve değildir,
- Parfüm koku değildir,
- Restoran yemek sunmaz sadece.

Hepsi birer işarettir.
Ve bu işaretlerin çoğu şunu söyler:
“Ben buradayım, sen değilsin.”
Norveç Örneği: Gösterişli Tüketimin Ayıplandığı Bir Kültür
Bu noktada kültürel bir karşılaştırma önemli bir pencere açar. Norveç’te —özellikle orta sınıf ve üstü için— her gün dışarıda yemek yemek ya da bunu bir statü göstergesine dönüştürmek, birçok kişi tarafından ayıp ya da görgüsüzlük olarak algılanır.
Bu durum yoksulluktan değil; eşitlikçi kültürel normlardan kaynaklanır. İskandinav ülkelerinde yaygın olan Jantelovenanlayışı, bireyin kendini başkalarından üstün göstermesini hoş karşılamaz. Gösterişli tüketim, “ben senden farklıyım” demenin kaba bir yolu olarak görülür.

Yani mesele şudur:
“Paran var mı?” değil,
“Sahip olduklarını neden bu kadar görünür kılıyorsun?”
Türkiye–İskandinav Farkı: Tüketim Neden Bu Kadar Gürültülü?
Türkiye gibi gelir eşitsizliğinin yüksek olduğu toplumlarda tüketim, çoğu zaman yüksek sesli bir kimlik ilanına dönüşür. Adisyonlar, vale ücretleri, markalar ve mekânlar bu yüzden bu kadar hararetli tartışmalara yol açar.
Norveç’te tüketim:
- ölçülü,
- sakin,
- göze sokulmayan
bir pratikken;
bizde çoğu zaman konum bildirimidir.
Gerçek Lüks Nerede Başlar?
Sorun bir yemeğin, bir kahvenin ya da bir parfümün pahalı olması değil.
Sorun, insanların birbirinden uzak durma arzusunun ticarileşmesi.
Gerçek lüks;
- pahalı bir restoranda bulunmak değil,
- başkasını o mekânın dışında bırakmamak,
- tüketimi bir üstünlük dili hâline getirmemektir.

Bauman’ın işaret ettiği ahlaki kırılma tam da burada başlar:
Eğer tüketim bizi yakınlaştırmak yerine ayırıyorsa,
orada yalnızca ekonomik değil, toplumsal ve vicdani bir kriz vardır.
Belki de gerçek zenginlik,
kimseyi aşağılamadan aynı masada oturabilmektir.





Bir Cevap Yazın