Bugünün sabahında tartıda yine kilo kaybı yaşadığımı görmek güzel. Bence. 8 günde 4,35 kilo gayet iyi👍 Tarkan’ın son albümünde dediği gibi “aldığıma verdiğime müteşekkir değilim sanma” Bence iyi. Bence Bmc😂😂
Bugün kalktığımda biraz halsizlik vardı ama dün uyuyamadım bence ondandır. Uyku kalitesi de bence çok önemli. Yani önemliymiş.

Şeker hiç istemiyor canım. Gerçekten o teğet geçtiğim çikolata kavanozu bu deney bitince de seninle görüşmeyeceğiz gibi.😂😂
Herhalde, galiba, sanırsam.😂😂 Bu replik Yedi Numara Recep’ten kalma. Bu Recep bir bölümünde nişanlısıyla düdüklü tencere almaya gidiyordu da fiyatı görünce bence bir tencere bir düdük alalım. Ben yemek olunca düdüğü çalarım sen de bakarsın demişti.😂😂 Komik diziydi ya😂😂
Bu arada sabah kar yağdı. “Karlar düşer düşer düşer ağlarım.” Kar deyince de hep bu şarkı geliyor akla. Akrep Nalandan. Sanırım Emel Müftüoğlu da okumuştu. Bu arada Akrep Nalan’a neden Akrep lakabı verilmiş acaba? 🤔 Neyse araştırırım sonra.
Bu arada Akrep Nalan’ın “Zil Zurna Sevdalar” albümü çok iyidir. “Fani Dünya”, “İstemem”, “Güneşlerime Kar Yağdı” ve “Bugün Ayın Işığı” şarkıları bu albümde çok iyiydi. Diyeceksiniz ne kaldı ki geriye?😂😂
Akrep Nalan demişken bir şeyi de es geçemeyeceğim. Akrep Nalan’ın şahsi web sitesini bilir misiniz? Dünyanın en sade, paint terk sitesidir ya. Sanki site açılmış da kod sonra yazılacak gibi😂😂


Şeker ihtiyacım hiç kalmadı demiştim gerçekten şu 7 günde canım şeker istemedi ya.
Ben 2. Gün Bora Gencer’den “hadi hadi şeker, canım seni çeker” şarkısını dinlerim diye düşünüyordum ama öyle olmadı. Hoş onun yerine Zekai Tunca dinledim.😂
Geçen yazıda da bahsettim ya bir insan bağımlı olduğu şeyden 21 gün uzaklaşırsa bağımlığından tamamen kurtuluyor diye. Ben 7. günde çıktım bu “Şokolade fevkalade” mottosundan😂😂
Bu Sarelle’nin çikolata çeşmesi vardı biz küçükken. Hep o alıştırdı bizi çaklıta. O fındık ezmeli ne akardı ya. Cama da koymazlardı onu bir kab vardı yoğurt kabı gibi küçük. Ona doldururlardı. Ah gençlik.

Sonra kesme bardakta satmaya başladılar. İnsanlar bitince de bardak ya da saklama kabı yapsın diye. Win win. İlk Nöromarketing😂😂

Bardak, çanak deyince de Arcopal. Hatırladınız mı mavi olurdu. Dur koyayım resmini.😂😂

Hürriyet’in 30 kupona verdiği kırılmaz bardak çanaklar…
Angelina Jolie, ‘Maria’ filminde birlikte rol aldığı Haluk Bilginer’e övgü yağdırmış: “O kadar iyi bir oyuncu ki, rol yaptığını anlamıyorsunuz.” demiş.

Kahvaltı da tivi açık da bir kanalda diyor magazinvari bir haber.
As Bayrakları As As As…

Haluk Bilginer cidden iyi oyuncu ya. Ruşen Abi adlı sitcomla girmişti yanılmıyorsam Türkiye televizyonlarına… Onun bir de seslendirmesini yaptığı güzel bir Akbank reklamı vardı.
“İlk görüşte aşk böyle başladı, adı üstünde yıldırım aşkı. Hemen evlilik hemen balayı. Çok çabuk geçti cicim ayları..🎶🎶”
Eski’nin reklamları bile hatırlanıyor ya… Canım Doksanlar❤️❤️
Peki sizce en iyi oyuncu kim? Bence Çılgın Bediş Necmi Dede😂😂

Adam 5 sezon 70 bölüm kambur oynadı ya😂😂 (Sırf bu satırı yazmak için yapay zekaya “Çılgın Bediş kaç sezon, kaç bölüm sürdü?” yazmam.😂😂 Sanırım tek kişi olabilirim bu soruyu soran yeryüzünde.😂😂)
Bir arkadaşım Google’a Bizimkiler Ruknettin yazmıştı. Bak o daha komik.😂😂 Dizide sadece resmiyle var olan yönetici Sabri beyin kayınbabası Ayla teyzeciğimin de babası olan muhterem😂😂


Sanırım baştakiydi Necmi Dede’yi oynayan. Ortadaki çünkü Donald Duck’ı seslendiriyordu.
Sonuncu da arada oynadı da yani…
Benim dizilerde gördüğüm en absürd şey şuydu. Zeki Alasya baba rolü oynarken, Sarp Leventoğlu oğlunu oynamıştı. Yani nasıl bir casttır. Nasıl bir gendir o😂😂

Zeki’nin boy 1,60 larda Sarp 1,90 larda. Zeki abinin ayaklardan yukarısı en azından çıksın diye Sarp’ın saçtan kırpmışlar😂😂 Hafif de sağa eğmiş kafayı.😂😂
Adını hatırlayamadım dizinin de bu Ali Kaptan’daki Küçük Osman’da oynuyordu.
Bu arada o dizinin adı da Ali Kaptan kaldı ya.😂😂 Kimse Öyle bir geçer zamanki demiyor. Oradan bir oyuncuyu görse bir anne soruyor bu kız Ali Kaptanda oynayan kız dimiydi?😂😂
Bu arada Erkin baba’nın Öyle Bir Geçer Zaman Ki şarkısı da çok iyidir ya. Çelik te bak onu güzel okumuştu. Geçenki soruma yanıt olabilir? Fena okumamıştı. Hatta “Adamlar” grubu da coverladı. O da çok farklı ve güzel. Bir şarkı her hâliyle güzel olur mu ya?
Çelik te bence güzel şarkılar yaptı. Hercai falan. Göel yariim öol… Yaya yaya biz yapıyoruz sesi ama o kendinden çıkarırdı. Doksanlar sonrası biraz cozuttu ama. Dongi dongi falan.
Dongi dongi demişken. Bu hikayeyi anlatamadan geçemeyeceğim. Çelik bir gün Mazhar Alansonla karşılaşır. Mazhar abi şarkısını alaya alır. Dongi dongi ne oğlum diye. Çelik te “diday diday day” neyse “dongi dongi” de o der😂😂
Doksana vurdu gol oldu.🥅⚽️
Bu arada Öyle Bir Geçer Zaman Ki şarkısının Çelik versiyonu yok Spotifyda! Çok acayip. Bazı şarkılar olmuyor ya😔😔
Bu arada su içmeliyim ben ya💧
Sabahki halsizliğim biraz azaldı gibi. Ya kahvaltı ya kahve biri düzeltti işi ama😂😂
İki gün önce temizlik günüydü.🧼
Foşur foşur… Şahane oldu ev!
Bir de Evim Şahane diye bir program vardı ya. Programın adı Evim Şahane olup, Mimar Selim Bey’in hiç bir evi şahane hâle getiremediği😂😂
Daha sonra biraz çıkıp yürüyüş yapmak istedim. Rota oluşturuldu. Home to Market.
Kulağımda yine müziğim.
Bu sever Sevda Deniz Karali’nin Hüsnü Arkan’la olan şahane düeti Gel Buluta Bakalım…
“Kim bilir kimler kırdı seni/Bilirim anlatmazsın hiç kendini/Gel otur güzel yaşım yirmi/ Gel buluta bakalım.”🎶🎶
Yürüyüş yapmanın en güzel yanı bence size düşünme imkanı veriyor. Bu çok kıymetli. Şarkıda diyor ya “Gel otur güzel yaşım yirmi” diye Doğan Kitap’tan çıkan bir kitap vardı zamanında adı: 20 Yaşıma Mektup

Doğan Kitap Ahmet Ümit’ten Zülfü Livaneli’ye Selim İleri’den Defne Suman’a kadar bir çok ünlü yazardan 20 yaşlarına mektup yazmaları istenmişti ve yazmışlardı. Düşündüm de benim karşıma 20 yaşım otursa ona de derdim acaba? Neyi yapmasını, neyi yapmamasını isterdim? Siz de bir düşünün bakalım. Siz ne derdiniz kendi 20 yaşınıza?
Daha önceki yazılarda söylediğim gibi benim az bilinen iyi filmleri tavsiyeleri ettiğim bir Instagram sayfam var. Yolda yürürken bunu ileriye taşıma planları yaptım kafamdan. Sayısı gün geçtikçe artan takipçilerimin bana en sık sorduğu soru olan “Nereden izleyebiliriz?” sorusunu sordum kendime. Benim tavsiye ettiğim filmler az bilinen iyi filmler olduğundan insanlar ya risk alıp bilgisayarına zarar verebilecek bilinmeyen web sitelerine yöneliyor ya da filmleri süreli yayınlayan platformlarda denk gelemiyordu. Bu konuda birileri ile işbirliği yapabilirim diye düşündüm. Sadece bu filmlerin yayınlanacağı bir platform. Sonra tabi ilk etapta telifiydi vs siydi zor olacağından mevcuttaki bir platformla işbirliğine gidebilirim diye düşündüm. Her şey sinemasever takipçilerim için😂😂
Benim Spotify da uykudan önce diye bir listem var. Kısa bir liste ama dinlendirici şarkıları topluyorum. Market dönüşü o listeden önce Nihan Devecioğlu’ndan “Yağmur Yağar Taş Üstüne” ardından da Gözde Öney’den “Kimseye Etmem Şikayet” çalıyor. Huzur…
Bu arada Kimseye Etmem Şikayet şarkısının hikayesi de çok acıklıdır. İhsan Raif Hanım’ın çocuk yaşta evlendirilmesi üzerine… Çok acı… 13. Yaşında… Hikayesini okumak isteyenler için Mehmet Öklü’nin bu kitabını okuyabilirsiniz. Bir çırpıda bitiyor.

Çocuk gelinler ne acı… Daha kendini yeni tanıyan kızlar, tanımadıkları kendinden yaşça büyük adamlara veriliyor. Sübyancılık😡😡 Ve ben bu satırları yazdıktan sonra “Irak’ın kız çocukları için cinsel rüşt yaşını 18’den 9’a düşürmeye hazırlandığı bildirildi. Değişiklik kabul edilirse yasal evlilik yaşı da düşürülmüş olacak.” haberini okudum. Hatta kızların evlenip evlenmeyeceğine imamlar karar verecekmiş. Şafilerde 9 sunnilerde 18’den 15’e çekilmiş sanırım bakarsınız siz de haberlere benim daha fazla yazmaya gücüm yok. Oyuncaklarıyla oynaması gereken yaşta kız çocuklarını… Allah belanızı versin. Bu kadar mı uçkurunuza düşkünsünüz. Çocuklar öldürülmesin, şeker de yiyebilsinler derken, siz öldürmeye devam ediyorum. Bunun adı bu çocuklar için ölümdür! Ve daha acıklısını söyleyim mi yasa kabul edilirken o mecliste el kaldıranlar içerisinde kadın da var. Fotoğraflarda görülüyor. Utanç!
Marketten gelince geçen Oksijen Gazetesinde röportajını keyifle okuduğum Amazon Prime Video’nun içerik direktörüne LinkedIn’den mesaj yazdım. Umarım okur.
Sonra bu düşünce sayfada neler yapabilirime evrildi. Ben bunu iş olarak görsem ne yaparım diye?
Geçen kardeşimle bu paylaştığım filmlerin altına yazdığım kısa açıklamaların İngilizcesini de altına yazarak globale açılma fikrini konuşmuştuk. Onu hayata geçirelim diyoruz. Bakalım. Siz de takip etmek isterseniz güzel bir sayfa oldu.
Ben hatta oraya film sayfası değil film topluluğu diyorum. Orada bir sürü insanla yazışıyorum. Kimisi avukat, kimisi doktor, kimisi psikolog, kimisi öğretmen. Ben biraz takipçi artıp bu yukarıda saydığım profildeki insanlarla da kaynaşınca şunu gördüm. İnsanlar kendi mesleği dışındaki platformlarda daha özgür. Herkes ortak bir paydada buluştuğunun farkında olduğunu ve kimsenin kimseden makam ve mevki olarak üstün olmadığı bir yerde olduklarını bilerek hareket ettiklerini gördüm. Herkes film ekseninde görüş belirtiyor. Bence bu çok kıymetli. Gerçek sosyal medya böyle olmalı. Yapay değil herkesin birbiri ile kaynaştığı. Yakında yavaş yavaş ona da daha fazla teşvik edeceğim insanları. Birbirleri ile yorumlaşabileceği bir filmi olumlu ya da olumsuz yönlerini eleştirebileceği bir yer.
Bu arada hazır “eleştiri” demişken, bir şeye vurgu yapmak isterim. Eleştiri kelimesi genelde olumsuz anlamda kullanılır ama aslında eleştiri nötr dür. Bizler başına “olumlu” koyarsak bu olumlu eleştiri, “olumsuz” kelimesini koyarsak da olumsuz olur. Kusura bakmayın ben buna çok takıyorum. Çünkü herkes yanlış kullanıyor efendim.
Dün Beşiktaşımın enfes ve farklı galibiyeti ile aşırı mutlu olmuştum. Maçtan sonra hem yeni hocamız Norveçli Ole Gunnar Solskjær’i (Norveçli olması detayını neden verdiysem?😂😂) onore etmek hem de ilerisi için Beşiktaş taraftarlarına moral vermek için hocamızın resmi ile Tolstoy’un cümlesini yanyana getiren bir görsel hazırladım ve sosyal medyama koydum.

Bu galibiyetle bir kez daha hoşgeldin hocam. BBC mini dizilerindeki çatlak dedektiflere benzemen galip gelmeyeceğin anlamına gelmezdi.😂😂

Bu akşam da Fener maçına baktım biraz yemekten sonra. İnsan evde kendi yemek yapacağını düşününce biranda yensin sofra toplansın istiyor. Bu bir gerçek.
Maçtan sonra odama çekilip biraz internette gezinirken bir kitaba denk geliyorum.

Güzele benziyor. Kitabı yazan abiyi biraz araştırdım. Kendisi dayanıklılık sporcusuymuş. (böyle bir spor dalı ilk kez duyuyorum.) Aynı zamanda maceracıymış. Ve aynı zamanda da motivasyon konuşmaları yapıyormuş. 12 saat boyunca aralıksız yürüyüp cep telefonu vs. olmadan sadece kendini dinlediği bir Antartika yürüyüşü yapmış. Kitapta da diyormuş ki Antartika olması farketmez çık 12 saat yürü ve kendini dinle hatta bir de 12 Hours Walk diye bir uygulama yapmış. Basit bir arayüzü var. Önce kayıt oluyorsun. Sonra konum bilgisi ve starta basıp başlıyorsun. Bence motive edici bir app indirdim bakalım. Belki yarın dener. Deneyimlerimi paylaşırım.

Peki ben ne kadar yürüdüm bugün? Diye aklıma geldi. 5194! Düne göre iyi😂😂
Bir de bu 12 saat yürüyüş önerisini deneyenler olmuş YouTube da olsun sosyal medya da olsun. Bu yürüyenler her zaman şunu söylemişler. Her 4 saatte bir çorabınızı değiştirin bu size iyi gelecek diye. Herhalde çorabı çıkaramayacak şekilde ayağımız ile bütünleşmesin diye.
İnsanın kendini dinlemesi için yürüyüş yapması güzel de 12 saat çok dimi Conancığım😂😂 Koltuğa uzan çocukluğuna inelim gibi. 12 saatte benim hayatım X2 ile film şeridi gibi geçer yahu😂😂 Ayrıca 12 saat neyi dinlersin. Orhan Veli bile İstanbul’u bu kadar dinlememişken.😂😂 Bu arada rahmet istedi Müşfik Kenter ne okur onu ya. Spotify listemize eklerim.
Eee geç oldu be ben yatayım.
Bu”Günlük” bu kadar…




Bir Cevap Yazın