Bugün kalkıp ilk iş olarak her zamanki gibi tartıya çıktığımda dünkü artışın bir önceki günkü değere döndüğü için sevinçliyim. Aslında düşününce benim yaptığım deney kilo verme üzerine değil. Sadece “ekmeği ve şekeri kesince ne olacak?” tadında bir deney. Tabi kilo da gidecektir bir şekilde ama. Asıl amaç şeker ve ekmek bağımlılığından kurtulmak.
Yapılan araştırmalar(İsviçre mi Japon mu hangi bilimadamları söyledi bilmiyorum ama😂) bir insanın bir şeye olan bağımlılığından kurtulmasının yolu bağımlı olduğu şeyi 21 gün boyunca kullanmamasıymış. Yani 21 gün sonra vücut onu istemiyormuş.
21 deyince de “21Gram” filmi geldi aklıma. Sean Penn’in müthiş bir performansı vardı. Oksijen tüpüyle olan sahne hala gözlerimin önündedir. Hayata dokunan bir film bence izleyin.

Peki neden 21 Gram? İnsanlar öldükleri anda 21 gram hafifleşiyorlarmış. Bu, vücuttan çıkan ruhun ağırlığıymış. Ondan dolayı.
Dünkü hâlsizliğim bugün yerini enerjiye bıraktı aslında. Full enerji olmadı tabi ama. Aslında kendimi dün tarif etsem hybrid arabalara benzetirim. Kimi zaman elektrikle giden kimi zaman benzinle.
Sabah kalktığımda kahvaltı ederken tv açmadım. Uzun boylu kızdan döviz değerlerini almadım.
Kahvaltı ederken şunu düşündüm. Bir şarkı var. Şarkı çok iyi. Yeniden okuyor biri bu şarkıyı remake/cover yapıyor. Ama batırmıyor. O da ayrı bir lezzet vermiş mesela ama orijinali de değerinden bir şey kaybetmemiş. Böyle bie şarkı var mıdır? Cevaba geleceğim ama bu soru nasıl çıktı ortaya anlatayım.
Spotifyda en son Grup Vitamin’in İstanbulda şarkısı kalmış.
“Bu sabah yine her sabah ki gibi sıkıldım İstanbul’da/ Moralim bozuk ceryan kesik. Hele bir de sen yoksun ya…🎶🎶” Şarkının en iyi yeri burası bu arada.
Aslında biz Grup Vitamini Turkish Kovboylar gibi çatlak şarkıları ile bilirken böyle bir şarkıları da olması. Ender de olsa slow okumaları. İşte ben de dedim ki acaba slow şarkıları hareketli şarkılarından daha çok bilinen şarkıcılar var mı diye? Ercan Saatçi geldi aklıma. Karakışlar…
Bir de onun asker arkadaşının şehit olduğu haberini alınca yazdığı bir şarkısı geldi aklıma. O da slowdu mesela.
Bütün gazetelerde manşetten vermişler./Meğer askermişsin de seni şehit etmişler.😔😔(Tüm gün dilime dolandı bu şarkı bu arada😔😔)
Slowları düşününce oradan şu şarkı aklıma geldi. Orhan Atasoy’un Gemileri… Şunu düşündüm. Orjinal şarkının değerinde bir kayıp yaşatmayan ama yeniden yorumlandığında da farklı bir tatla onu da sevdiren şarkı var mı diye?
Gemiler ilk sırada bence. Orijinalinin Orhan Atasoy tarafından okunduğu, Teoman’ın yeniden yorumladığı. İkisi de övgüyü hakediyor. Bakın bırakıyorum aşağıya ikisinin de nakaratını. Haksızsam haksızsın deyin.
Kahvaltıdan sonra. Her zamanki gibi bir coffee time!

E = mc² demişken Yiğit Özgür’ün şu karikatürü geldi aklıma.

Ne komikti ya😂😂 Bence Yiğit Özgür Top 5’e girer!
Kahveden sonra biraz işe güce baktıktan sonra öğleden sonra 15:00 gibi kendimi dışarı attım. Annem olmadığından yarın eve gelecek evi derleyip toplayacak bir kadın var. Onun ihtiyaçlarını almak için çıkıyorum dışarı. Bir de ekmek almak derdim.(ekmek yemiyorum bu babam için😂😂)
Cüneyt Arkın repliği gibi oldu. Bu anam için bu babam için😂😂
Bir de ben bu ev temizliğine gelen kadınları çok takdir ediyorum ya. Ve sırf bunları takdir ettiğim için hiçbir dilenciye para vermiyorum. Bir yanda lavabo ovalayan, yerleri silen, binbir zahmetle pencere silen kadınlar, diğer yanda hiçbir zahmete girmeyip cukkalanmaya çalışanlar. Bence cennet bu temizlik sektöründeki kadınların da ayaklarının altında ya.
Bence bir düşününce bu dilencilerin ajitasyonlarına hayır diyemediğimiz için bunlar cukkalanıyorlar ve rahatça dolanabiliyorlar.
İşte günlüğün başlığını da bundan dolayı “Hayır Diyebilmek” koydum.

Aslında bu hayır diyemememiz bence küçüklükten bize empoze edilen bir şey. Hatırlasanıza küçükken anneniz tabağınıza yiyebileceğinizden daha büyük porsiyon koyduğunda, arkadan ağlar dediğinde hangimiz hayır diyebildik ki!
Hepimiz yedik. Çocuk bu koşar, oynar, yakar. Amaç yakmak değil ki! Sağlıksız beslenmemek! Kararında yemek. Ama biz hayır diyemediğimiz için karar alma ihtimalimiz kalmıyor.
Reşat Nuri Güntekin’in şu sözü varya…

O kadar doğru ki. Yorgunluğumuz cidden bitmez bizim. Aslında ben bu hayır demek mevzusunu yeni yılda uygulamaya başladım.
“Bana iyi gelmeyen insanlara “hayır” deyip, konuşmayı kestim.

Bana, benim verdiğim değerden daha az değer veren her insanı sildim.
Kimse için çabalamak zorunda değilim çünkü.
Son dönemde makalelerini ve kitaplarını severek okuduğum bir adam var. Dr. Gabor Mate. O da şöyle diyordu bu hayır diyebilme meselesi ile ilgili.

Bu arada bu Gabor Mate’i takip edin derim. Kitaplarına göz gezdirin. Çalışmalarına bakın.
Gabor Mate 30 yılı aşkın süredir bağımlılık tedavilerine yoğunlaşmış emekli bir tıp doktoru.
Travmanın Bilgeliği diye enfes bir belgesel filmi var. Buradan hem izleyebilir hem de yorumumu okuyabilirsiniz.

Belgesel son dönemde çocuklarda hızlı artış gösteren anksiyete ve Debh gibi hastalıkların ardında yatan sebepleri irdeliyor. Dr. Mate’in alanındaki tıbbi uygulamalarında bulduğu sonuçlar ruhsal ve fiziksel tüm hastalıkların ve madde bağımlılığı başta olmak üzere yemek bağımlılığı, alışveriş bağımlılığı gibi bağımlılıklarımızın ardındaki nedenin travmalar olduğu yönünde. Belgesele bir şans verin derim.
Dışarıdan eve geldiğimde yemek hazırlıklarına girişiyorum. Yemekten sonra bir televizyona bakıyorum. Donald Trump’ın yemin edip başkan olma töreni var. Trump 2.0 dönemi loading… Yalnız bizim kanallar hiç iyi sınav vermedi yayın anlamında. Kimisinde simültane tercüme yok, kimisinde sağ alt köşede picture in picture gibi😂😂 yani bakmaya çalışıyorsun. Sözde haber kanalı Halk Tv. Ece Üner başka şeyler anlatıyor. Ya bu Dünya’nın gündemindeki olay ya! Canlı tercüme ettirerek her sahnesini vereceksin. Arada törene kimler katılmış değineceksin. Vaşinktın Disi de elemanın olacak. Değerlendirecek. Bunları da biz söylemeyelim yani. Bu arada Ece Üner çok itici bence. Bize bir şeyleri empoze edecekmiş gibi konuşuyor ya. Fatih Portakal da kötü sınav verdi. Portakal mıdır mandalina mıdır bunu yayınlamayacaksın da neyi vereceksin!
Üner ve Portakala hayır dedim Krt diye bir kanaldayım. Güzel veriyor orası. Zaten Anadolu Ajansı çeviriyormuş simültane. Krt direkt oradan aktarıyor. Çok iyi. Gerek bile yokmuş C vitamini almaya. Halk Tv ve Sözcü size “hayır diyebildiğim” için kendimle gurur duydum.😂😂 Bakın işte hayır demek bu kadar basit😂😂 Bu arada herkesin Halk Tivi deyip, Halk Tivi’nin Halk Teve demesi😂😂
Trump demişken. Trump ilk geldiğinde böyle bir şarkı yapılmıştı ya canım ülkemde! Dombıra uyarlaması😂😂
Trump’ın töreninde üç şey dikkatimi çekti. Birincisi bir devir teslim var. Yani bırakan ile görevi devralan medenice el sıkışıyorlar. Bizde Ekrem zorla aldı ya koltuğu😂😂 ikincisi güzel bir tören yapıyorlar itibardan tasarruf olmaz. 😂😂 Şaka bir yana bizdeki gibi 5-10 dakikalık balkon konuşması ile oldu bittiye getirilmiyor. Üçüncüsü de kılık kıyafete gösterilen özen. Erkeklerin hepsi kravatlı, takım elbiseli, kadınlar şık. “Bugün ne giysem?” programına bağladım sanırım.😂😂
Trump’ın törenin ardından biraz başka kanallar biraz telefona bakmaca derken günü bitiriyorum.
Bu arada 3,2 litre su içtim ben. Yürüyüş… 2326! Çok az. Tamam kendimden bir Kemal Kılıçdaroğlu’nun adalet yürüyüşü performansı beklemiyorum ama bunu artırmalıyım. Bence ben evde de çok adım atıyorum da telefon ev içinde cepte olmadığından adım saymıyor. Interesting but true😂😂
Bu”Günlük” bu kadar…




Bir Cevap Yazın