GÜVEN GÜRCÜOĞLU

Her yıl 14 Mart’ta, sağlığımız için gecesini gündüzüne katan hekimlerimizi ve tüm sağlık çalışanlarını anmak, onların emeklerine saygımızı göstermek için Tıp Bayramı kutlanıyor. Ancak bu bayramın, aslında bir kutlamadan çok, sağlık çalışanlarının sorunlarının ve taleplerinin dile getirildiği bir gün haline geldiğini görmek üzücü.

Bugün Türkiye’de doktorlar ve sağlık çalışanları, hem fiziksel hem de psikolojik olarak büyük bir yükün altında. Nöbetler, ağır çalışma koşulları, sağlıkta şiddet ve özlük haklarına dair eksiklikler, onların her gün yüzleştiği gerçekler.

Doktor Başına Düşen Hasta Sayısı: Ağır İş Yükü

Türkiye, doktor başına düşen hasta sayısı açısından Avrupa’nın en yoğun ülkelerinden biri. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) verilerine göre, gelişmiş ülkelerde bir doktora düşen hasta sayısı 200-300 civarındayken, Türkiye’de bu sayı çok daha yüksek. Özellikle devlet hastanelerinde çalışan hekimler, günlük 100’den fazla hasta muayene etmek zorunda kalıyor. Bu, hem hastalar için yeterli muayene süresi bırakmıyor hem de doktorların mesleki tatminini ve sağlığını olumsuz etkiliyor.

Yoğun iş yükü nedeniyle sağlık çalışanları tükenmişlik sendromu ile mücadele ediyor. Hekimler, bazen dinlenmeye bile fırsat bulamadan, bir hastadan diğerine koşmak zorunda kalıyor. Özellikle acil servislerde çalışan doktorlar, dakikalar içinde hayati kararlar almak zorundayken, yeterli insan gücü olmadan bu yükü kaldırmaları bekleniyor.

Nöbet Saatleri: Uykusuzluğun ve Yorgunluğun Getirdiği Riskler

Birçok branşta 24 saat, hatta bazen 36 saate varan nöbetler hala devam ediyor. Bu nöbetler, sadece doktorların fiziksel sağlığını değil, karar alma mekanizmalarını da etkiliyor. Yorgun bir doktorun hata yapma riski artarken, bu durum hastaların sağlığını da tehlikeye atıyor. Gelişmiş ülkelerde doktor nöbetleri 12 saat ile sınırlandırılmışken, Türkiye’de genç hekimler özellikle asistanlık dönemlerinde büyük bir tükenmişlikle karşı karşıya kalıyor.

Nöbetlerin ardından izin hakkının tanınmaması, doktorların yorgunluklarını atamadan yeniden poliklinik ya da ameliyata girmesine neden oluyor. Bu da sadece hekimlerin değil, hastaların da sağlığını riske atıyor.

Sağlıkta Şiddet: Çözülmeyen Büyük Bir Sorun

Belki de doktorların en büyük sorunlarından biri, çalışma koşullarından çok, kendilerini güvende hissetmemeleri. Sağlıkta şiddet, artık münferit olaylar olmaktan çıktı, neredeyse her gün yeni bir sağlık çalışanının saldırıya uğradığı haberleriyle karşılaşıyoruz.

Acil servislerde, polikliniklerde, hatta ameliyathanelerde bile şiddete uğrayan doktorlar ve sağlık çalışanları için “beyaz kod” çağrıları günlük bir rutin haline geldi. Sadece geçtiğimiz yıllarda bile yüzlerce doktor fiziksel veya sözlü saldırıya uğradı, bazıları hayatını kaybetti. Ancak alınan önlemler yetersiz kalıyor; sağlık çalışanları için etkili bir caydırıcılık sağlanamıyor. Hekimlik mesleği, insan hayatı kurtarma uğruna büyük fedakârlık gerektirirken, bu mesleğin üyeleri kendilerini korumasız ve değersiz hissediyor.

Hekimler Neden Yurt Dışına Gidiyor?

Son yıllarda, Türkiye’de hekimlerin özellikle Avrupa ülkelerine göç ettiği görülüyor. Almanya, İngiltere, Kanada ve Amerika gibi ülkeler, Türkiye’den çok sayıda doktorun çalışmaya başladığı yerler arasında. Bunun en büyük nedenleri arasında düşük maaşlar, yoğun iş yükü, sağlıkta şiddet ve özlük haklarının yetersizliği bulunuyor.

2020 yılında Türkiye’den yurt dışına gitmek için “iyi hal belgesi” alan doktor sayısı 1.000 civarındayken, bu sayı 2023’te 3.000’in üzerine çıktı. Yani her yıl binlerce doktor, Türkiye’de gördüğü değersizliğe karşı başka ülkelere gitmeyi tercih ediyor. Oysa iyi yetişmiş hekimlerin başka ülkelere gitmesi, ülkemizin sağlık sistemini daha da zora sokuyor.

Şükran ve Saygıyla: İyi Ki Varsınız!

Tüm bu zorluklara rağmen, doktorlar ve sağlık çalışanları yine de mesleklerini büyük bir özveriyle icra etmeye devam ediyor. Uykusuz gecelere, nöbet sonrası yorgunluğa, yoğun iş yüküne ve hatta şiddet riskine rağmen, insan sağlığı için çalışıyorlar. Bizi hayata bağlayan, zor zamanlarımızda yanımızda olan, iyileşmemiz için elinden geleni yapan tüm hekimlerimize ve sağlık çalışanlarına sonsuz minnet borçluyuz.

Bugün, 14 Mart Tıp Bayramı’nda, sadece “kutlu olsun” demek yetmez. Sağlık çalışanlarının haklarını koruyan, çalışma koşullarını iyileştiren, şiddeti önleyen adımlar atılmadıkça, gerçek anlamda bir bayram yaşanamaz. Sağlık çalışanlarına hak ettikleri değeri vermek, yalnızca bir gün değil, her gün hatırlamamız gereken bir sorumluluk olmalı.

İyi ki varsınız, iyi ki bizler için mücadele ediyorsunuz!

Bir Cevap Yazın

Popüler

GÜVEN GÜRCÜOĞLU sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin