
Kasım ayı boyunca kulağıma takılan, gönlüme dokunan ve Spotify’da “beğenilenler” listeme hızla giren şarkıları sizinle paylaşmak istedim. Kimisi sosyal medyada kimisi radyoda yakaladı beni, kimisi de eski ama benim için yepyeni bir keşifti. Kısacık notlarla işte geçen ayın şarkı günlükleri:
1. Don’t Stop Believin’ – Music Travel Love

Music Travel Love grubunu ilk olarak The Beatles’ın meşhur Let It Be şarkısını yeniden yorumlamaları ile tanıdım. Açıkcası şarkıyı dinlemesem sadece grubun adını görsem bile ne tarz müzik yaptıklarını rahatlıkla kestirebileceğim bir grup Music Travel Love. Tam bir yol müzikleri yapıyorlar aslında. Seyahate çıkma müzikleri. “Don’t Stop Believin’ “de Journey grubunun bir şarkısı. Journey, hepimizin bildiği gibi 70’lere damga vurmuş, Santana, Steve Miller Band ve Frumious Bandersnatch gruplarının eski üyeleri tarafından San Francisco’da kurulmuş bir Amerikan rock grubu. Onların bu şarkısı da çok güzel yorumlamış Music Travel Love. Şarkı, umut, tutunma ve yeniden başlama duygusunu anlatıyor. Şarkı, özellikle sıradan insanların hayallerinin peşinde koşarken hissettiği belirsizlik, yalnızlık ve inatçı direnç üzerine kurulu. Hayat bazen çıkmaz sokak gibi görünse de inandığın şeyi bırakmamak, küçük bir umut kırıntısının bile insanı hayatta tutabileceği düşüncesi, kim olursan ol, nereden gelmiş olursan ol, yeniden başlamak için geç değil gibi umut dağıtan bir şarkı ve ben bu tip sözlere sahip şarkılara bayılıyorum. Orijinalini aşırı sevdiğim bir şarkıyı farklı bir tat ile dinlemek keyifli.
2. Heart Of Stone – The Dead Brothers

“Heart of Stone” daha karanlık, daha melankolik bir hikâye anlatıyor. Don’t Stop Believin’ şarkısı umutla tutunmaksa, Heart of Stone kabullenilmiş bir yarayı, soğumuş bir kalbi ve geçmişin izlerini taşımayı anlatıyor. Sevginin zarar verdiği bir geçmişten sonra kalbin taşa dönmesi, kırılmamak için duvar örmek; ama o duvarın aynı zamanda insanı hapsetmesi, “artık aynı değilim” hissi, soğuma, uzaklaşma, kabuk bağlama hepsi bu şarkıda. Bu şarkıda umut değil; acıyla kurulan bir denge var ve ben bu dengeyi çok sevdim. Kalp hâlâ canlı ama duyguların üstünde bir buz tabakası duruyor.
Sevdiğin yerden kırılıp, en çok oradan taş kesilmek.
Biri incitmiş olabilir, kader yormuş olabilir ama sonuç kendini korumak uğruna duyguların yavaşça donması. Romantizmden çok “ruhun kül rengi” bir yanı var. Gitar-ses dokusu mezarlık sessizliği gibi; içsel bir ağıt gibi. Dinleyen kişiye “acının üstünden geçtim ama içim’si artık başka” dedirtiyor. Heart of Stone bir kaybın ardından yeniden doğuş değil; o kayıpla yaşamayı öğrenme şarkısı. Acıyla barışmak değil, acının içinde bir barınak kurmak.
3. I Want To Wake Up – 2018 Remaster – Pet Shop Boys

Pet Shop Boys’un “I Want to Wake Up” şarkısı daha çok uyanma isteği, rutinden sıyrılma, içsel uyuşukluğu kırma üzerine bir şarkı. Hem duygusal hem mekânsal bir sıkışmışlık hissi var; sanki kişi kendi hayatına dışarıdan bakıyor ve “ben burada sıkışıp kaldım” diyor.
Bir rutine, ilişkiye ya da hayata karşı içten içe duyulan boğulma hissi. Uyur gibi yaşamak ve sonunda gerçekten uyanmak, silkelenmek istemek. Değişim isteği, kaçmak değil; kendine geri dönmek. Hepsini bu şarkıda hissettim ben. Bu şarkıda aslında “uyanmak” fiziksel değil, psikolojik bir metafor.
Yaşadığım hayat benim mi? Değilse kendi hayatıma dönmek istiyorum.
Bu şarkının kalbinde susmuş bir çığlık var. Bir şeyin yanlış olduğunu seziyorsun ama adını koyamıyorsun. Birinin yanında olsan bile yalnız hissetmek. Seviyor olsan bile tam ait hissedememek. Gülüyor gibi görünsen de içten içe boşluk duymak. Tam da bu yüzden “wake up” hem bir isyan hem bir dua gibi.
Ne olursa olsun, kendime dönmek istiyorum.
Artık otomatik yaşamak istemiyorum.
Şarkı, kim olduğunu hatırlamak ve kendi hayatına sahip çıkmak üzerine bir iç çağrı. Pet Shop Boys’un elektronik dokusu, içsel uyuşukluğu çok iyi yansıtıyor. Hem hüzünlü hem umutlu: Kaçmak değil, artık doğru yere varmak isteği. Dinleyen herkese “benim hayatım nereye gidiyor?” sorusunu sorduruyor.
“I Want to Wake Up” pasif bir hayatı bırakıp aktif bir hayata uyanma arzusu.
Bitmiş değil; uyanmak üzere. Umutlu değil; umuda yer açıyor. Mutlaka dinleyin.
4. Lö Türkü – Seyyah

Ben Seyyah grubunu ben Ceren Kaçar sayesinde tanıdım. Ceren Kaçar benim son dönemde sesini sevdiğim nadir sanatçılardan. Sesi her müzik türüne gidiyor. Seyyah grubu ile de ortak çalışmalara imza atıyorlar. Bu şarkı da adından da anlaşılacağı gibi modern bir türkü denemesi. Biraz batılı yer yer Mezapotamya’, Anadolu kokan hareketli bir folklorik eser. Siz de farklı tatlara açıksanız şans verin derim. Omuzlarınız istemsizce oynuyor bu şarkıda.
5. Kırmızı Buğday – Elif Sanchez

Elif Sanchez aslen Erzurumlu. Ekvatorlu bir eşe sahip. Berklee College of Music / Berklee Müzik Koleji mezunu etkileyici bir ses. Genelde caz formunda eserler veriyor. Bu şarkıda da sesine gidecek bir türkü seçmiş ve harika yorumlamış. Zaten sesi tartışılmaz. Kendisi Madridde yaşıyormuş. Ben kendisini Kenan Doğulu ile yaptığı Vuelve / Kurşun Adres Sormaz Ki adlı eseri ile tanıdım ve ara ara karşıma çıkıyor. Her ne kadar caz türünde okusa da bu şarkıda Anadoluyu kucaklamayı ihmal etmemiş.
6. Âşık Atışması – Anadolu Folk Music

Ben aslında yapay zeka ile yapılmış müziklerin çoğunu sevmiyorum ama içlerinden bazen öyle şarkılar çıkıyor ki güzel yapmışlar diyorum. Bu da onlardan biri. Hem erkek hem kadın sesi dinliyoruz. Güzel bir düet olmuş. Anadolu Folk Music adlı üretici tarafından yapılmış bu eser güzel bir folklorik tınıya ve güzel sözleri olan bir eser olmuş.
7. Yeniden – Yolda

Ben Yolda grubunu Fikret Kızılok‘tan dinlediğimiz “Bir Harmanım Bu Akşam” adlı şarkısını yeniden yorumladıkları aynı adlı eserleri ile tanıdım. Daha sonra “Çiçeklere” adlı şarkıları ile de sempatim arttı. Grup adı ile uyumlu şarkılara imza atıyor. Tam yol şarkıları diyebileceğimiz ezgileri var.
Yeniden, “Yeniden Olmaz” derken
Kırıldı kalbimin kabuğu erkenDokundu saçlarının rüzgarı değdi tenime.
Tenime gülümsemen
8. Adio Querida – Selva Erdener

Adio Querida benim Yasmin Levy’den aşina olduğum bir parça. Ülkemizde de Kulüp dizisi ile bilinirliliği artmış bir şarkı.
“Kalbimde hâlâ yerin var.
Gittiğini biliyorum… ama ben seni hâlâ taşıyorum.”
Bu şarkıda ayrılık kesin; ama sevgi hâlâ hayatta. Selva Erdener Türkiye’nin en iyi kadın soprano seslerinden. Şimdi yanılmıyorsam hocalık da yapıyor. Hacettepe konservatuar mezunu enfes bir ses. Adio Queida şarkısını söylediğini görünce de hemen dinlemek istedim. Kendince yorumlamış ve harikulâde bir iş çıkmış ortaya. Kendini yormadan şarkı söyleyen ve bunu dinleyiciye hissettiren sesleri seviyorsanız kaçırmayın.
9. Uzun Kavak – Selva Erdener & İbrahim Yazıcı

Bu hayatta sevdiğin türküleri sırala deseler en önde yer alacak türkülerden biri Uzun Kavak. Nedense bu şarkı beni hep yükselten şarkılardan biri olmuştur. Bunda Kırklareli yöremizden 9/8’lik Trakya havası olmasının da payı büyük. Bu şarkıyı Candan Erçetin gibi sesler de yorumladı ama Selva Erdener bu türküyü almış müthiş bir forma sokmuş. İlhan Berk‘in “Cumhuriyetin ilk günleri gibiydi yüzün” dediği yere getirmiş şarkıyı Erdener. Erdener’e Cumhuriyete atılan ilk adımlar gibiydi şarkın desem yanlış bir şey söylemem herhalde. Güçlü soprano sesi ve ona eşlik eden İbrahim Yazıcı‘nın piyanosuyla bambaşka yerlere gelmiş şarkı. Özellikle piyano bir türküye ancak bu kadar yakışabilirdi. Erdener’in Yazıcı ile Karahisar Kalesi gibi iyi bildiğimiz türkülerin de yer aldığı Düşlerimin Toprağı adlı bir albümleri var. Tüm şarkılar birbirinden lezzetli ama ben en çok Uzun Kavak’ı çok sevdim.
10. Dogs – Damien Rice

Birine yaklaşabilirsin, ama her yakınlık bir birliktelik değildir. Bazen iki insan aynı güneşe bakar, ama aynı sabaha uyanmaz. Dogs şarkısı, başkasının hayatına misafir gibi girmek üzerine. İçeride bir sıcaklık var, ama sen hep kapının eşiğindesin. İki kişi var: Biri veren, diğeri alan ama hiçbir zaman eşit değil. Ben bu şarkıda işte tam da bunları hissettim.
Damien Rice İrlandalı şarkıcı. Müzik kariyerine 90’larda rock muzik grubu Juniper ile başlamıştır. Grupla iki albüm çıkardıktan sonra ayrılmış ve solo kariyerine başlamıştır. açıkcası grupta yaptığı müzikleri dinlemedim ama sesini ve bu şarkısını dinleyince müzik hayatına tek devam etmesi iyi olmuş hissiyatı verdi. Sesi yanına bir kişi alamayacak derecede iyi.
11. Supīku Rou – Ryo Fukui

Supīku Rou, Speak Low demek. Yani “alçak sesle konuş.” Ryo Fukui genel olarak Bill Evans ve Art Tatum etkisi taşıyan, duygulu ama teknik açıdan güçlü bir piyano caz sounduna sahip. Bu parça da o atmosferde: hafif tempolu, sıcak, gece yarısı barı havası veren bir live jazz performansı. Restaurantlarda geri planda çalan müziklerin tınısında konuşmayı bölmeyen ve hafif hafif esen şarkılardan.
12. Duende – Adamlar

Adamlar benim son dönemde en sevdiğim gruplardan. Herkes gibi ben de onları “Koca Yaşlı Şişko dünya” isimli şarkıları ile tanıdım. “Duende”, İspanyolca kökenli bir kelimedir ve tam Türkçe karşılığı birebir yoktur; çünkü kelime bir hâl, ruh ve etkiyianlatır. En temel anlamıyla içten gelen, açıklaması zor, ruhu sarsan yaratıcı güç. Acıyla, tutkuyla ve gerçeklikle yüzleştiğinde ortaya çıkan derinlik.
Bazen “ilham” denir ama bu kelime ilhamdan daha karanlık ve daha derindir. Flamenco kültüründe özellikle kullanılır; bir sanatçıdan ya da performanstan çıkan, seyirciyi içine çeken, titreten o görünmez güç için. Ben şarkıyı dinlerken seyirciyi içine çeken, titreten o görünmez gücü hissettim diyebilirim. Rock müzik sevenleri kısa zamanda içine alacak bu şarkı rock müzik olmasına rağmen umut dağıtan da bir şarkı.
Aşk havada
Ama körler göremez
Var yaralar, elbette
Neden olsun bahane
İyice düşün, düşüşün
Olabilir çıkışın
Unutulur hep
Gecenin gündüze dönüşü
“En uzun, en çaresiz geceni düşün, Sabah olmadı mı? Yine olur.” diyor ya Reşat Nuri Güntekin, bir rock şarkısı olmasına rağmen bu şarkıyı dinlediğimde oralara da gittim diyebilirim.
Benim Kasım ayı keşiflerim böyleydi. Listeyi aşağıya bırakıyorum. Belki siz de aralarında kendinize bir favori çıkarırsınız. Yorumlarınızı merakla bekliyorum!
Geçmiş aylardaki keşiflerim için müzik kategorisine göz atabilirsiniz.
Müzikle kalın!





Bir Cevap Yazın